UZUNHASANLAR KÖYÜ

İşaret Gazetesi’nin devam eden köy yazı dizimizde bu hafta Uzunhasanlar Köyü’ne konuk olduk. Köyün samimi, içten ve güler yüzlü halkıyla hoş sohbetler ettik bazen sıkıntılarına dokunduk bazen de mutluluklarına… işte yazı dizimiz.

Köyünün kahvehanesinde oturduk ve Uzunhasanlar köylülerinden biri olan Mustafa Ali amcayla olan sohbetimizde bize köyü şöyle anlattı; “Bir uzun adam varmış mezarı da burada adı da Uzun Hasan’mış köyün adı oradan gelmektedir. Uzun da bir mezarı var zeytin ağacının altında yatar. Burada ilk olara Uzun hasan diye biri yaşıyormuş sonrasında insanlar çoğalmaya başlıyor, köyün ismi de Uzun Hasanlar olarak kalmış. Daha öncesini kimse bilmez.

En eski köy burada biri Uzunhasanlar diğeri de Güzelhisar’dır. Aynı orta Asya’dan gelen Yörükleriz hepimiz. Hayvancılık var ama desteği yok destekleyeni yok. Yem almış başını gidiyor. Kuzu bu sene iyi para yaptı. Para, aynı kapıdan giriyor aynı kapıdan çıkıyor yine değişen bir şey yok. Eskiden tütün vardı ekiyordun kurutuyordun, hayvancılık yapılıyordu yine şimdi ne kaldı hiçbir şey yapamıyorsun. Millet hep kahvede şimdi zamanını öldürüyor.

Burada baraj yapımı 1975’te başladı 1980 de bitti. Bize burada en büyük zararı bu baraj yapımı verdi. Çaltıdere civarına su verdiler biz susuz kaldık. Bunun için imza toplandı gerekli kurullara gidildi. Sonuç hiç bir şey elde edemedik. Meradan, tarladan en fazla zararı biz gördük. Karaköy var bide oda sularını barajdan alıyor. Ayda 30 liraya suyu alıyorlar tarlalarını suluyorlar. Baraj suyu buraya da getirtilir. Ama getirmiyorlar. Suyumuzu verseler aslında Uzunhasanlar kendi kendine yetecek bir köydür. Ortada bir kanun var biz uyuyoruz ama aynı zaman da susuz kalıyoruz.”

“İŞ BİZİM TOPRAKLARA KURULDU AMA BİZİM ÇOCUKLARIMIZ BİZİM TOPRAKLARIMIZDA ÇALIŞAMIYOR”

Köyden kente olan göçleri, iş olanaklarını konuştuğumuz Uzunhasanlılar bu konuda kendilerini şöyle ifade ediyorlar; “Bu köyde gençte kalmadı evlenen şehre gitti. Köyde çocukta kalmadı zaten okulda kapandı. Nüfus 275 civarı. Burada 50 yaşın altında 10 kişi anca çıkar. Buraya seçim zamanında geliyorlar bize oy verin işte şöyle yapacağız böyle yapacağız diye oyları alıyorlar. Sonra hadi eyvallah diyip gidiyorlar. Aliağa şurası bir adım yer buradan çalışan yok ama başka şehirlerden gelip burada çalışıyorlar. Ben Petkim’den emekliyim. Başka yerden geliyor burada milletvekilliği yapıyor sonra kendi adamını yerleştiriyor. Burada kadrolu çalışan bir ben vardım birde bekçi vardı. “iş bizim topraklara kuruldu ama bizim çocuklarımız bizim topraklarımızda çalışamıyor” pisliğini de biz çekiyoruz. Bir köyde iki tane taş ocağı olur mu?

Bu tepede bir tarihi kale var. Eskiden burada Yunan yaşarmış. Türk’ten fazla Yunan yaşamış bu iki kalede. Burada bir Yunan mezarı var ki Türk mezarından yüz kat fazladır. 1970 senelerinde kimse burada rafineriye çalışmaya gitmezdi herkes kazma küreğini alır mezar kazmaya giderdi. Bergama’dan biri gelirdi artık mezardan ne çıkarsa onu satarlardı. Akıllara sakat bir mezar vardı. Mezar soyguncuları delik teşik ettiler dağımızı, sularımızı kestiler. Köyümüzü çok mağdur durumda bıraktılar.

Geleneğimiz göreneğimizde şimdi eskide kaldı artık. Biz yazın kesinlikle düğün yapmazdık, kışın yapılırdı burada düğünler ayrıca düğünlerimizde üç gün sürerdi. Eskiden cenaze evine yemekler taşınırdı bu gelenek halen devam ediyor.”

Aliağa ile ilgi düşüncelerini ve birkaç anılarını köy halkı anlatıyor; “Bütün çocuklarımız Aliağa da yaşarken biz hala köyde yaşıyoruz. Aliağa’dan bedava ev verseler yine gelmem orada oturmam. Aliağa da işim varsa hemen halledip geri geliyorum buraya duramıyorum. Pektim kokusu hava da gaz kokusu var dayanılmaz. Ben birkaç gün Aliağa da kaldım sigarada kullanıyorum ama oranın havası beni tıkıyor. Burada temiz hava var burada dağda iki paket sigara tüketiyorum rampaya çıkıp iniyorum herhangi bir problem yaşamıyorum Aliağa’nın havası sıkıcı, boğuyor insanı. Bide burada herkes birbirini tanıyor. Ben kızımın yanına gittim bir gün Aliağa da ertesi günüde İzmir’e gideceğim. Gittik sabahın köründe bunlar işe gitti hanımla saat on da uyandık alışkın değiliz bu kadar geç kalkmaya kahvaltı falan yaptık. Evde ne yapacaksın boş boş ben bari kahveye gideyim dedim. Kahveye girdim selam verdim kimse oralı olmadı, bir masaya oturdum masadakiler ters döndüler başka bir masaya oturdum tek tek kayboldu adamlar. Sonra bir adam geldi tek başına bir masaya oturdu bende gittim merhaba dedim hoş geldin birader dedim oda aynısını dedi. O da dedi ki sende herhalde benim gibi yabancısın bende evet yabancıyım dedim. Nerelisin falan filan ne güzel tam adamla muhabbet edeceğim telefon geldi. Hadi yemek hazır yemeğe gel. Muhabbette bitti. Sonra Yav dedim arkadaş konuşan yok merhaba diyen yok. Selam veren kaçıyor. Ben burada duramam dedim. Hani biz burada hepimiz birbirimizi tanıyoruz ediyoruz. O yüzden Aliağa da yaşayamam.”