Karakuzu köyü Aliağa köylerinden bir tanesidir. Bu köyün yakınlarında Çeneler adında bir köy varmış ve buraya ince hastalık(verem) vurunca köy dağılmış. Hastalık geçince de şimdiki Karakuzu’da toplanmışlar. Eski adı Dericitepe olan köy, halkın bu ismi beğenmemeleri üzerine köy de dağların gölgesinde kaldığı için Karakuz isminin daha iyi olacağını düşünmüşler. Karakuz yazım yanlışıyla da Karakuzu haline gelmiştir.

Karakuzu köyün geçimi 2000’li yıların öncesinde tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Zamanla fabrikaların açılması sanayinin gelişmesiyle de gençlerin çoğu bu yerlerde çalışmaya başlamış. Köyde şuan hayvancılık yapanlar var ama bunların çoğu aile ekonomilerine destek olmak için veya hobi olsun diye yapılıyor.

Köyün tarımına bakıldığında ise şu an incir, badem, zeytin, antepfıstığı, menengiç üretimi yapılmaktadır. Dağlarda ebegümeci, arapsaçı, kuzukulağı, şevketibostan, kekik ve adaçayı bol miktarda bulunmaktadır. Köy kadınları bu otları toplayarak Aliağa’nın Çarşamba ve Cumartesi pazarında satmaya götürüyor. Aynı zamanda köy, buğdayın % 20 sini kendisi üretiyor. Yapılan köy ekmekleri de yine bu pazarlarda satılıyor. Bu köy ekmekleri nerdeyse bir hafta boyunca bayatlamamaktadır.

Köyün Manisa sınırında şelalesi bulunmaktadır. Bahar ayların da birçok üniversiteden ve çevre illerden oldukça ziyaretçi akınına uğrayan şelale de hafta sonları adım atacak yer kalmıyor. Şelalenin ismine hem Karakuzu hem de Uçansu deniliyor. Ama daha çok Uçansu şelalesi olarak anılmaktadır.

Köyün karşısında Tisna Antik kenti bulunmaktadır. Bu Antik kent de ilk çağlarda yaşamış insan kalıntıları bulunmaktadır.

Köy kahvesinde oturup konuştuğumuz Karakuzu köylüleri ile olan sohbetimizde eski düğünlerin nasıl olduğunu ve adetleri hakkında bilgiler veren Selahattin Sarızeybek ve İsmail Kara’nın bize anlattıkları;

“Şimdi eskisi gibi evliliklerde kalmadı. Öncedenevlilikler üç gün boyunca devam ederdi. Kız istemeyede bir kasa lokumla gidilirdi. Kız istenir eğer babası kızı verir ise silah sıkılır, içkiler içilirdi. O gün bu işin adı konulurdu. Ertesi gün de akrabalarla şerbet içmeye gidilir. Şerbet içme sırasında düğün zamanı belirlenirdi. Genelde köyde düğünler harman zamanı olurdu.

Düğün günü yaklaştığı zaman Pusat kesmeye gidilirdi. Geline gidecek olan eşyalar alınır basma fistanlar, kumaşlar evin ne ihtiyacı varsa alınırdı. Birde boş sandık alınırdı gelinin evine götürülürdü bu boş sandığı gelin evindeki çeyizleriyle doldururdu. Gelinin evinden develerle çeyizini alır sonra götürürdük.

Burada düğünler üç gün olurdu cumadan başlar pazara kadar sürer. Cuma günü kadın erkek dibek döver akşamına keşkek hazırlanır. Danalar, koyunlar kesilir akşamına yemekler hazırlanırdı gelen misafirler ağırlanır, ziyafet verilirdi. Düğün yemeklerinde keşkek, topalak, güveç hep olur bu üç gün boyunca yemek verilirdi. Sabaha kadar davullu zurnalı içkili eğlence olur.

Damadında on tane sadıcı olur zaten bu sadıçlar damadın en yakın arkadaşları oluyor aynı zamanda alaylı sadıç da diyoruz. Bu sadıçlar damadı üç gün boyunca saklar damadın başında da dört tane sadıçbekler Pazar sabahı daha güneş doğmadan namazını kılar bu esnada damadın ayakkabısını da sadıçlardan bir tanesi bekler. Sonra gelini almaya giderler.

Gelin Pazar günü öğleden sonra evinden alınır ata bindirilir. Gelin arkasında davul çala çala köyü dolaşır damat evine getirilirdi. Gelin attan inmeden sorulur gelinin kaynanası ne veriyor babası ne veriyor diye. Sonra gelin attan indimi gelinin başından aşağı seker ve bozuk para atarlardı. Akşamına yine eğlence olur ve düğün biterdi”

Karakuzu köyü hakkında bilgi veren köy Muhtarı Mehmet Yamaner; bu röportaj vesilesiyle bütün kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığını belirtti.