Hayrettin Yıldırım
Hayrettin Yıldırım

Zülfü Livaneli’nin söz ve müziği kendisine ait olan Ada adlı parçasında geçen, şarkıdan bihaber olanların dahi sıklıkla kullandığı “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey” sözünü duymayan yoktur sanırım. Duymadıysanız dahi sosyal medya üzerinde gerek yorumlarda, gerek paylaşımlarda mutlaka görmüşsünüzdür. 

Üstattan feyz alarak, sevgi evreninin çapını biraz genişletmek istiyorum, bu yazımda. Çevremizde bizimle birlikte ama çoğu zaman bizden uzak yaşayan diğer canlılar: Sokak hayvanları

Hayvan dostu olmak kolay değildir.

Önce dost olmak gerek.

Zira, dost olmayan kimseye veya herhangi bir canlıya iyi gözle bakmaz ve yaklaşmaz hiçbir canlı.

Oysa ki, fırsat verilse dost canlısı candan dostlar, can dostu hayvanlar bize dost kavramını öğreten en büyük öğretmenler olacak.

Çoğunluğu Müslümanlardan oluşan canım ülkemin, kutsal kitabında bir ayet vardır: “ Ey insanlar dost olun; Allah gibi (Rab kullarından kendisi gibi davranmalarını ister. İYİLİKLE,GÜZELLİKLE, YARDIMLA, AF EDEREK, HOŞ GÖREREK, KOLAYLAŞTIRARAK, ZULÜM ETMEYEREK”

Kedi, köpek, kuş, balık, kaplumbağa….Çevrenizde  ya da evinizde beslediğiniz farklı dostlarınız hayatınıza sağlık ve psikoloji açısından çok farklı yönlerden fayda sağlar.

Takip ettiğiniz sosyal medya hesaplarına bir bakın, çoğunun hayvanlara ait, hayvan resimleri, videoları, vs. paylaşan hesaplar olduğunu görürsünüz.

 Kesinlikle yapmacık değildir bir hayvan, ne hissediyorsa onu gösterir, sizi kandırmaya çalışmaz. Asla sizin arkanızdan konuşmaz, iş çevirmez, planlar yapmaz. Hayvanlar masumdur, saftır ve iyi niyetlidir.

Peki;  aradaki mesafe, korku veya nefret neden?

Kaynağını bulmak için çocukluğa mı dönmek gerekir. Örneğin, anne kızını parka getirmiş, oynatıyor. Çocuk mutlu. O sırada parkın içinden bir köpek geçiyor ve aileyi görünce kuyruk sallıyor, bu onun iletişim yolu belki de. Çocuk, çıkarsız, hesapsız, korkmadan gitmek istiyor köpeğin yanına. Ancak anne tutuyor elinden, engelliyor kızını. Engeli devamlı kılmak için de öğretiyor, yıllar önce de ona öğretilmiş olan asılsız öğretiyi: “hav hav seni ısırır, sakın yanına gitme!”

İşte, sevgi zinciri kırıldı. Temelsiz bir öğreti küçük bir kızın zihnini yeniden bulandırdı. Anne bir girişimde daha bulunuyor ve köpeği kovalıyor yanlarından. Bazıları da daha ileri gidip taşlıyor ki; o zaman olanlar oluyor. Köpek ya kaçıyor ya da kendini savunma iç güdüsüyle  karşı saldırıya geçiyor.

İşte öğrendik, hayvanlara yaklaşmayacağız, onları görünce kovalayacağız, hatta kendimizi korumak için onları taşlayabiliriz.

Bu kadar mı?

Biz insanoğlunun en büyük ukalalığıdır diye düşünürüm zaman zaman, hayvanların düşünemediğini düşünmemiz. Oysa kendi köpeğimi gözlemliyorum, kedi yavrularına babalık yaparken. O yemeğini yedikten sonra yavru kediler geliyor yemek tasının yanına, ancak boyları ermiyor kaptan yemek yemeğe. Bizim ki, dev cüssesinde beklenemeyecek bir zarafet ile yavruyu hafifçe ensesinden tutup , yemek kabının içine bırakıyor. Küçük kedi tıslamıyor, kaçmıyor; çünkü sevginin dili ortak!

Neler yapılabilir diye düşünüyorum? Aileler, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, öğretmenler. Örneğin, okullarda hobi bahçeleri olur bazen. Çocuklar yeşili sevmeyi öğrenir bu sayede. Bu bahçelere birkaç tavuk, ördek, kedi veya köpek de dahil edilemez mi? Bence çok etkili olur. Başka birinin hayatına dokunabilmek haz verir insana. Bilim adamlarının ortak görüşüdür; hayvan beslemek sorumluluk aşılar, stresten uzaklaştırır,kalp sağlığını korur, insan ruhunu inceltir……

Ama hayvan beslemek derken, sorumluluğu çok büyük; iyi düşünmek gerekir. Zira, sokaklarda çelimsiz, hastalıklı olarak gezinen birçok kedi veya köpek, zamanında bir çocuğun ya doğum günü ya da karne hediyesiydi. Heves bitince sokağa salındılar. Ekolojik dengesi bozulmuş, evde beslenmiş, hazır mamaya alıştırılmış bu canlılar, çöpten yemek aramayı bilmedikleri için de hastalanmışlar ve zayıflamışlar. Unutmayın, bu en büyük zulüm.

Mevlana ile bitirelim; o farklı nedenlerle söylemişse de bu sözleri, sevgi her yerde ve biçimde sevgidir:

“Sevdiğini mertçe seven kişi, pervane gibi özler ateşi. Sevip de yanmaktan korkanın, masal anlatmaktır işi.”